0
Your rating: None

ilgaz_kayak_merkezi.jpg

Ve kar... Sessizliğin rengi... Üzerinde yeşilin gölgesi, upuzun yatıyor. Henüz ayak izlerimi ona vermedim. Gece beni buraya getiren yol kaybolup gitmiş. Sabahın bu erken saatlerinde başıboş bir rüzgarın uğultusu ortalıkta dolaşıyor. Kaç zamandır hasret kaldığım uçsuz bucaksız beyazlık beni kendine çağırıyor. Birazdan ona kavuşmanın heyecanı ve coşkusuyla başımı alıp gideceğim...
KAR AYDINLIĞINDA, ORMANLARIN VE DAĞLARIN ÇAĞRISI

Bir Mevsim Ilgaz
Ayrılıyorum. Buradan; derin ve koyu yeşil bir gölgede yayılan ormanla, bembeyaz bir gökyüzünü her gün daha çok yeryüzüne indiren ve çoğalan karın üstünü örtmek için birbirleriyle yarıştıkları, bunu yaparken de sanki özlemle seviştikleri, bu dağbaşından ayrılıyorum. Erdal, beni anayola bırakacak, şimdi rölantide çalışarak ısınmakta olan arabanın sileceklerini kaldırmış, ön camdaki buzları temizlemekle meşgul. Doruk, üstündeki karları silkeledikten sonra yaklaşıyor, eğilerek kara başını okşuyorum, nemli burnundan çıkan buharın sıcaklığı yüzümde, kuyruğunu yavaş hareketlerle sağa sola sallıyor, gideceğimi anlamış olmalı.Hareket ediyoruz. Grayderin henüz temizlemediği anayola kadar 2 km uzunluğundaki yolda, hiçbir iz görünmüyor. Ormanda, ağaçların arasında dolanarak inen yol açıklığını ortalayarak, kar aydınlığının içinde göz yordamıyla ilerliyoruz.

Ilgaz'ın başı dumanlı tepelerinin koynuna saklanıvermiş bu kayak merkezine, beni işte bu yol getirmişti. Anayoldan , 38. km'de sarı tabelanın gösterdiği yöne ayrılıp, bir dere gibi kıvrılarak yukarı akan yola girince, birden değişivermişti dünyam. İçine daldığımız çam ormanı, belki şimdiye dek hiç duymadığımız, ancak çok tanıdık gelen şarkılarla bizi sarıp sarmalayıp kendi elleriyle buraya bıraktığında başlayan bu tutkulu konukseverlik, sona ermek üzere. Doğanın dinginliğinde uzunca bir soluklanma ve sanki yeniden doğmanın heyecanıyla Ilgaz Dağı'ndan ayrılırken usul usul yağan kar altında buruk ama çoşkulu duygular içindeyim.

Anayolda da kardan kurtuluş yok! Ne kadar temizlenmiş olsa da zemindeki sertleşmiş hatta yer yer buzlaşmış karın üzerinde durabilecek uygun bir yer ararken, karşı yönden gelen ve asfaltı ortalayarak virajı almakta olan yolcu otobüsü ile burun buruna geliyoruz. Erdal'ın direksiyonu sağa kırmasıyla kayan araba, yolun kıyısında birikmiş kat yığınına doğru savruluyor. İkimizin gücü ve hemen arkamızdan gelirken yardım için duran arabadan inenlerin katkısı, sağ ön ve arka tekerleri kara gömülen arabayı kımıldatmaya yetmiyor. Biraz sonra karayollarının yolda devriye gezen greyderi yardımımıza yetişiyor ve halatla bağlanan arabayı kolayca çekip yola çıkarıyor. Grayder sürücüsüne ve yardım için duranlara teşekkür edip ayrılıyoruz. Virajı döndükten sonra yolun genişlediği yer, durup beklememiz için elverişli. Bir süre hiç konuşmuyoruz. Gözlerim karşıda yükselen karlı tepelerde geziniyor.

***

Güneş tam karşımızdaki Büyük Hacet Tepesi'nin ardından doğdu. Bölgenin bu en yüksek ve yalçın tepesini ancak güneşli havalarda görmek mümkün; çoğunlukla bulutların ardında gizleniyor.

Ve kar... Sessizliğin rengi... Üzerinde yeşilin gölgesi, upuzun yatıyor. Henüz ayak izlerimi ona vermedim. Gece beni buraya getiren yol kaybolup gitmiş. Sabahın bu erken saatlerinde başıboş bir rüzgarın uğultusu ortalıkta dolaşıyor. Kaç zamandır hasret kaldığım uçsuz bucaksız beyazlık beni kendine çağırıyor. Birazdan ona kavuşmanın heyecanı ve coşkusuyla başımı alıp gideceğim.

Sabah yürüyüş için sıkıca giyindik. Otelin kapısından dışarı iki bölmeden geçerek çıkıyoruz. Birinci bölmede paspas ve ankesörlü telefon bulunuyor. İkinci bölme, dışarıdan girildiğinde üstünüzde - başınızda biriken karların temizlendiği yer, kayak odası da buraya açılıyor, havasında yoğun bir ahşap kokusu var. Otelin bekçi köpeği Doruk, geceyi ilk bölmede geçirmiş, o da bizimle dışarı çıkıyor, yan taraftaki Köy Hizmetleri'ne ait konaklama tesisinin köpeğiyle mutad hırlaşmasını yaptıktan sonra bize eşlik etmek üzere önümüz sıra yola koyuluyor. Karın üzerine vuran güneş ışınlarının milyonlarca minik kristaldeki parıltısı, göz alıcı. (Buradaki tesisler L şeklinde konumlanmış. Bizim konakladığımız kayak kampı, Gençlik ve Spor Müdürlüğü'nün mülkiyetinde - bu yıl işletmeciliği özelleştirildi ve adı Ilgaz Kayak Evi oldu - hemen kayak pistinin yanında. Karın üzerine vuran güneş ışınlarının milyonlarca minik kristaldeki parıltısı, göz alıcı. Sonra Köy Hizmetleri'nin tesisi, onun yanında da Ankara Üniversitesi'nin Rehabilitasyon Merkezi inşaatı sürüyor. Bu inşaatın karşısında ve girişte ise Orman Müdürlüğü Ziyaretçi Merkezi. - Bu tesis de özelleşerek Ilgaz Dağbaşı Otel adıyla bu yıl hizmete açılıyor. -) Tesislerin önünden yola doğru yürüyünce, burada sürekli bulunan Köy Hizmetleri'ne ait grayderin her gün temizlemesine karşın gece yağan kara ayak bileklerimize kadar gömülüyoruz. Yolun dışına çıkmaya çalıştığımız yerlerde kar diz boyu. Arada bir arkamıza dönüp ayak izlerimize bakıyoruz. Daha çok yol kıyısında beliren, zaman zaman da yolu enlemesine kesen farklı ayak izlerini görüp sahiplerini tahmin etmeye çalışıyoruz.

- Bu kurt olmalı.
- Hayır, tilkiye daha çok benziyor.
- İşte, bu domuz.
- Sahi mi? Geyik olmasın? Ama haklısın, baksana tırnak izi var.
- Bu da ayı mı?
- Yok canım...
Sadece ayak izlerini gördüğümüz bu orman sakinleriyle hiç karşılaşmadık. Ama avlanma yasağı olan milli parkın gerçek sahiplerinin , burada olduğumuz sürece bizi uzaktan gözledikleri duygusunu hep yaşadık.

***

Karşıdan görünen kamyon, işaretimizi görünce, hemen yavaşlayarak duruyor. Pencereyi açan şoföre sesleniyorum:

-Kastamonu'ya kadar gelebilir miyim?

Evet anlamında başını sallıyor gülümseyerek. Fotoğraf çekimleri için burada bir süre daha kalacak olan Erdal'la vedalaşıp, "şoför mahalli"ne atlıyorum. Bulgaristan'dan son dönem gelen göçmenlerden, gerçekten eğitimli sürücü Fevzi'nin direksiyonunda, bir süt tankerinin "şoför mahalli"nde, Kastamonu'ya doğru yola koyuluyoruz.Fevzi'nin işi, her gün Kastamonu'dan Ankara'ya süt taşımak, kamyon kendisinin değil, eline geçen para ise ayda 70 milyon. Zincir takmasının, gereğinden fazla hız yapmamasının, kontrollü araba kullanmasının herşeyden önce kendi güvenliği için olduğunu savunan Fevzi, dikkatle dik eğimli bir virajı daha inerken (Kastamonu - Çankırı yolu Ilgaz Dağları'ndan geçiyor, bu yüzden rampalar ve virajlarla dolu) Gençlik ve Spor Müdürlüğü'nün mavi renkli servis minibüsü ile karşılaşıyoruz. Buğulu camlardan içerdekiler pek seçilemiyor ama üzerindeki kayaklardan, üniversiteli kayakçıların Ilgaz'a çalışmaya gittiklerini anlayabiliyorum. Kızlı-erkekli bu grup dağda konaklamıyor, kayak hocalarının yönetiminde günübirlik eğitim görüyor. Ferzan Hoca, buradaki kayak hocalarının en kıdemlisi, kurtarma ve ilk yardım konusunda da deneyimli.

***

Sabah yürüyüşünden otele dönerken ayak izlerimizin dışına pek çıkmak istemiyoruz. El değmemiş bu güzelliğin daha çok bozulmasına gönlümüz elvermiyor. Büyük bir iştahla kahvaltımızı yaparken , genç kayakçılar neşe içinde salona giriyor. Kahvaltılarını yaptıktan sonra piste çıkacaklar. Ama önce snow-truck'ın pistteki karları bastırmasını beklemek zorundalar. Bu renkli ve sevimli araç, alüminyum paletleri ile dağa tırmanarak pistleri kayak için hazır hale getirecek. Kampta kalanlar için önemli bir güvence olan snow-truck, çok kötü hava koşullarında, kurtarma ve kısa mesafelerde ulaşım olanağı da sağlayan tam bir cankurtaran. Kayakçılar yavaş yavaş piste doğru ilerlerken biz, kayak öğretmeni Ferzan Hoca ile pencere önündeki masalardan birine oturup söyleşiyoruz.

- Ilgaz'ın kuzeybatı yamaçlarındaki bu pistlerde karın yerde kalma süresi epeyce uzundur, normal koşullarda Aralık başında düşen karla başlayan sezon, Mart sonuna dek devam eder.

- Ilgaz'daki karın farklı bir özelliği var mı?

- Tabii; buraya yağan kar kristalize pul özellikli. Bu da kayak sporu için ideal bir ortam demek.

- Ya kayak pistleri?

- Hemen önümüzdeki tepeye doğru uzanan telesiyejin bulunduğu pist 900 metre uzunluğunda, onun biraz daha batısında teleskili pistin uzunluğu ise 1500 metre. Ilgaz'ın kayak pistleri dünya standartlarına çok yakın ve normal eğimi ile küçük slalom yarışları için çok uygun.

- Ülkemizdeki kayak bölgeleri arasında Ilgaz'ın yerini merak edip soruyorum:

- Kategorize etmek pek doğru değil ama, gerekirse şöyle diyebiliriz: Zevk için kayan ve eğlence dünyasına da yakın olmak isteyenler Uludağ'ı seçiyor; profesyonel kayakçıların gözü, daha uzun pistlere sahip Erciyes, Palandöken ve Sarıkamış'ta... Bir yandan kayarken öte yandan da doğanın içinde onunla baş başa olmanın keyfini çıkarmak isteyen profesyoneller ile kayağa yeni başlayan amatörlerin vazgeçemediği yer ise Ilgaz...

İnsan, Türkiye'deki öteki kayak merkezleri ile karşılaştırıldığında eksikliklerine karşın Ilgaz'ın yerinin apayrı olduğunu anlıyor. Çam ormanları arasındaki bu yaylada - ister kayak yapın ister yapmayın- bulunmanın keyfi bambaşka.

Kayak keyfini kayakçılara bıraksak da telesiyeji onlarla paylaşıp 2000 metreye, Karakeçilik Tepesi'ne çıkınca, buradan Ilgaz'ın iki yüzünü birden görmek mümkün. Kuzeyde, Kastamonu sınırları içinde kalan bölgede kayak ve konaklama tesislerinin bulunduğu merkez; burada kırmızı, mavi, sarı, yeşil renkli anoraklarıyla karın üzerinde hareketlenen kayakçıların cıvıltısı bembeyaz sessizliğe rengarenk bir canlılık veriyor. Serbest stilde kayanların yanı sıra kimi paralel kayak kimileri de kayak freni çalışıyor. Kayağa yeni başlayanlar pist dışında kompakt kayaklarda (enli ve kısa kayak) alıştırma yapıyor.

Tepenin güney tarafı ise Çankırı sınırları içinde. Biraz aşağıda Ilgaz'ın ilk özel konaklama tesisi Doruk Otel. Güneybatıdaki Kazançal Tepesi'nde bulunan radar istasyonundan gelen orman yolu, bulunduğumuz tepeden ve ilerideki Doruk Otel'in önünden geçerek Karayolları Ilgaz Bakımevi yakınlarında Kastamonu - Çankırı karayoluna bağlanıyor. Kışın, otelden öteye arabayla gitmenin olanaksız olduğu bu yoldan ancak dozer ya da traktör geçebiliyor. Tepenin her iki tarafında derin vadilerden yükselen karaçam, meşe, göknar, sarıçam ve kayın ormanları göz alabildiğine uzanıyor.

Doruk Otel yönünden gelen atlı bir arabanın bulunduğumuz tepeye yaklaştığını görüyoruz. Az sonra da bunun bir atlı kızak olduğu anlaşılıyor. Atların ayaklarından savrulan karlar ve zillerin giderek artan sesiyle bu renkli ve şirin kızak, üstünde genç bir çift taşıyor. Samsun'dan balayı için gelmişler, kayak yapmak gibi bir niyetleri yok. Hem birbirleriyle hem de doğayla başbaşa kalmak tek istekleri. Tatillerinin nasıl geçtiğini sorunca, "çok iyi" diyorlar. Gündüzleri bol bol yürüyüş yapıp kayak yapanları seyrettiklerini, geceleri ise ya barda fasıla katıldıklarını veya diskoda dans ettiklerini, bazen de dışarıda kar üstünde meşaleli yürüyüşlere katılıp sucuk ve şarap partilerinde eğlendiklerini heyecanla anlatıyorlar. Kızak, yoğun kar nedeniyle daha ileri gidemeyip otele dönüyor, onlara mutluluklar dileyip el sallıyoruz.

Ayak bileklerine kadar kara gömülerek orman yolunda yürüyüş yapmak isteyenlere, karla kaplı dağları ve ormanları alabildiğine zengin bir panoramayla sunan bulunmaz bir parkur burası.

***

Fevzi ile sohbetimiz ısınırken, ilerdeki yol ağzında el kaldıran birini görüp yavaşlıyoruz. Ormancı Hayati de katılınca, "şoför mahalli" daralsa da sohbet genişliyor. Sağ tarafımızdaki derenin kıyısına doğru ayrılan yolu görünce Hayati'ye soruyorum:

- Baldıran Alabalık Üretme İstasyonu'na gidiyor değil mi? Dün oradaydık da... (Anayoldan 2 km içerdeki istasyona Baldıran Deresi ile birlikte uzanan yoldan gidiliyor. Burada "gökkuşağı" cinsi alabalık yetiştiriliyor. Mangallarını yanında götürenler nefis bir doğa içinde piknik yapabiliyor.)

Sorumu soruyla yanıtlıyor.

- O ayak izleri sizin miydi?

İşte yakalandık! Atalarımız boş yere "karda yürü de izini belli etme" dememişler.

- Evet bizimdi... Köprüye kadar yürüdük ancak farklı izler görünce ayı sanıp geri döndük.

- Olabilir. Ama çok zorda kalmazsa hiçbir hayvan insana saldırmaz. Ayıdan başka yaban domuzu, kurt, tilki, geyik, karaca, tavşan da yaşar buralarda...

Kamyon buzlu yolda hafifçe kayarak durdu. Kastamonu şehir girişinde inen Hayati, hızlı adımlarla evine doğru yola koyuldu. İlk taksi durağında da ben ayrılıyorum, Kastamonu'dan Ankara'ya her gün süt taşıyan göçmen sürücü Fevzi'den; o yine gülümsüyor.

Otogarda, İstanbul'a kalkan otobüsteyim. Şehri ortasından bölen çayı ve köprüleri geçen otobüs İstanbul yoluna ayrılırken, ters yönü gösteren sarı tabelaya takılıyor gözlerim: Ilgaz Dağı Milli Parkı 40 km.

İstanbul'a dönüşümün üzerinden on beş gün geçti. Ama aklım hala o dağbaşında, uçsuz bucaksız beyazlık ve onun sarıp sarmaladığı ormanın derinliği ise bütün canlılığı ile gözlerimin önünde... Bu koca kentin, yaşayanlarına yıllardır unutturduğu bir duyguyu; - çünkü artık burada ne soğuğun, ne karın, ne de kışın insanlara çileden başka verebileceği bir şey yok - dokunulamayan ormanların sessizliğini, buztutası derelerin şıpırdayarak akışını, seslendiğinde yere inmiş bulutlara gömülen sesinin yankısını, el değmemiş bir beyaz dünyada özgürlüğün ve vahşetin çağrısını, iliklerine dek duyarak yeniden yaşamak ne güzel!

Gezi Dergisi Ocak 99 sayısından

Güncel

Web sitemiz güncellemeleri durdurulmuştur artık güncelleme yapmayacağız, sitemiz ilçemizin tanıtımı açısından yayınına bu şekilde devam edecektir.
Site Yönetimi

User login

Anket

Ilgaz'ın Psikolojik Olarak İşgal Altında Olduğunu Düşünüyormusunuz?:

Son yorumlar

Who's online

There are currently 0 kullanıcı and 1 guest online.

Facebook

Radyo Ilgaz